<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7733491742332795959</id><updated>2011-04-21T21:21:14.902-07:00</updated><title type='text'>NURANCA</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://nurantekin.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7733491742332795959/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurantekin.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>NURANCA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01228773690961220035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>6</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7733491742332795959.post-4460849444551777086</id><published>2007-11-06T01:32:00.000-08:00</published><updated>2007-11-06T01:35:46.387-08:00</updated><title type='text'>ACELE KARAR VERMEYİN</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eoZXGUO5LpU/RzA1a7tjtGI/AAAAAAAAAA4/iQhO58f6qpk/s1600-h/images6.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_eoZXGUO5LpU/RzA1a7tjtGI/AAAAAAAAAA4/iQhO58f6qpk/s320/images6.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5129658712396641378" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ACELE KARAR VERMEYİN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış...Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.. "Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı" dermiş hep. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sabah kalkmışlar ki,at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: "Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi.Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler...İhtiyar: "Karar vermek için acele etmeyin" demiş."Sadece at kayıp" deyin, "Çünkü gerçek bu.Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar.Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez." Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş...Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler."Babalık" demişler, "Sen haklı çıktın.Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.." "Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.Bilinen gerçek sadece bu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?" Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmişler...Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeyeçalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara."Bir kez daha haklı çıktın" demişler. "Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş."O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı.Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez." Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... "Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..." "Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şnssızlık olduğunu sadece Allah biliyor." Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış: "Acele karar vermeyin.Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir.Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.Buna rağmen akıl,insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.Oysa gezi asla sona ermez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yol biterken yenisi başlar.Bir kapı kapanırken, başkası açılır.Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7733491742332795959-4460849444551777086?l=nurantekin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurantekin.blogspot.com/feeds/4460849444551777086/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7733491742332795959&amp;postID=4460849444551777086' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7733491742332795959/posts/default/4460849444551777086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7733491742332795959/posts/default/4460849444551777086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurantekin.blogspot.com/2007/11/acele-karar-vermeyin.html' title='ACELE KARAR VERMEYİN'/><author><name>NURANCA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01228773690961220035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_eoZXGUO5LpU/RzA1a7tjtGI/AAAAAAAAAA4/iQhO58f6qpk/s72-c/images6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7733491742332795959.post-8070498642418248324</id><published>2007-11-06T01:28:00.000-08:00</published><updated>2007-11-06T01:30:57.322-08:00</updated><title type='text'>AYNANIZ AĞLIYOR MU?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eoZXGUO5LpU/RzA0S7tjtFI/AAAAAAAAAAw/_3NY3qFUn8U/s1600-h/images5.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_eoZXGUO5LpU/RzA0S7tjtFI/AAAAAAAAAAw/_3NY3qFUn8U/s320/images5.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5129657475446060114" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;AYNANIZ AĞLIYOR MU?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duru bir sudan daha derindi ayna. Binlerce demir parçasının ateşte eritilip bir bütün demir parçası elde edildiği gibi onu da kim bilir kaç kum tanesinden elde etmişler, içine kim bilir daha neler katmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk halini hatırlıyor, kendini göremiyordu... Yeni doğmuş bir çocuk gibi şuursuzdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yanı siyah giyindiği gün içi gibi her yeri ışıldıyordu. Hele altın rengindeki çerçeveye sahip olduğu gün tacını giymiş kral gibi gülümsüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz bir duvara asıldı. Artık sırtını dayadığı duvara bir çivi ile bağlanarak onunla dost olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamın bir penceresi olmuştu. Her şeyi olduğu gibi gerçek, tarafsız ve yorumsuz yansıtan bir pencere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağlayanla ağlıyor, gülenle gülüyordu. Görmek istediği gibi bakanlar oluyordu aynaya. Onlara görmek istediklerini göstermenin, içinde açtığı yarayı anlayabilmek çok zordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maskeli yüzlerin maskesiyle karşılaşmak, yüreklerindeki acımasızlığın riyanın vefasızlığın yüzlerine akseden yönleriyle karşılaşmak kolay değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle geceleri, son ışık da terk edip gittiğinde, ayna sessiz sessiz ağlıyordu. Bazen kendi gözyaşlarını siliyor, bazen de yakalanıyordu. Neyse ki sıcaklık farkından oluştuğunu düşünerek siliyorlardı üstündeki damla damla yaşları. Oysa ayna ağlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi zaman yalnız başına kaldığında, bir gün dilinin çözülüp kendisine bakanlarla konuşacaklarını karşısında birine söyler gibi kendi kendine konuşuyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Siz insanlar ne tuhafsınız. Olduğunuz başka, olmak istediğiniz başka. Aradığınız başka, bulduğunuzu sandığınız daha başka. Dört bucakta aradığınız huzurun yanı başınızda olduğunu inatla görmek istemeyen garip varlıklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün ellerinizi şakaklarına dayayıp karşıma geçseniz... Düşünseniz... Kendi gözlerinizin içine baksanız derin derin. Her şeyin çaresini bulacaksınız. Huzurun, başarının, dostluğun, sadakatin, samimiyetin ta kendisini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun da içinizde, çözüm de... Maskeyi yırtmanın yolu da bu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kalem alıp elinize kendinizi çizseniz yüzünüzü nasıl çizersiniz. Masum çocukluğunuzun kaybolan hüznüyle mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya benim halim?... Sizi her saniye görmek istediğiniz şekille resmetmek zorundayım. En zoru da; olmak istediğinizi anlamakta çekiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nelerinizi görmüyorum ki... Benden ayrı olduğunuzda yaptıklarınızı bile okuyorum yüzlerinizde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen uyarmak istediğim oluyor sizi, olduğunuz gibi gösteriyorum. "Şimdi kötü görünüyorum" diyorsunuz. Yine de kötü olduğunuzu kabullenmiyorsunuz. Sizin üzdüklerinizi unutup, sizi üzmekten korkarak eski halime çekiniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az da olsa gözlerinizin içinin güldüğü oluyor. Bazen ilahi bir lütuf gibi samimice gözlerinizin yaşardığında sizi, ne çok seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek hayatta yaptıklarınızı romanlarda, hikayelerde, filmlerde bir başkasının yaptığını gördüğünüzde; sanki onları siz yapmamışçasına mağdur olandan yana olup sizi temsil edene kızıyorsunuz. Ne büyük çelişki?.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben aynalığımdan utanıyorum. Ama siz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinize böyle yabancı olmasanız... Biraz olsun ruhunuzu dinleseniz karşımda. Kendinizi sorgulasanız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinizden birinin dediği gibi Suçlarınız yüzünüzde görünseydi biz aynaları satın almazdınız' Yüzünüzde maske var. Yaşlanınca maskeyi bir parça çıkarıyorsunuz. Bu kez de, aynalar yalan söylüyor diye yalancılıkla suçluyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görmeyi bilseniz, görmek isteseniz, her biriniz bir ayna. Ama siyah gözlüklerle gizliyorsunuz gözlerinizi. Cenazelerde ağlamadığınız bilinmesin, dışarıda nereye baktığınız fark edilmesin diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merhametin yokluğu, kıskançlığın hakimiyeti belli olmasın diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalan söyleyen dudaklarınızı boyalarla kapatıyor, kirlenen yüzünüzü fondötenlerle kremlerle örtüyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmrenilecek halinizde yok değil. Siz, yanlışlarınızı bana göre çok kısa hayatınızda kolayca taşırken, ben doğruluğu sonsuza yakın taşımak zorundayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fanilik bazen, ne güzel diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tırtılın kelebeğe dönüştükten sonraki ömrü, gül bahçesinde de geçse en fazla bir gün.. Sizlerin de atmış, yetmiş, nihayet yüz yıl... Bu süreler içinde yer, içer çoğalır; dilediğiniz gibi yaşarsınız. Her gün üzerime konan karasinekler bile 3 gün yaşar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa ben büyüyemem, çoğalamam. Sekiz bin yıl önce Çatalhöyük'te var olan en eski atam bile sizin elinizde. Rahat bırakmamışsınız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin toprak olma hakkınız var. Biz aynaların kuma dönüşme hakkımız yok nedense?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayna böyle söylüyor, kırılgan bir yürekle hayata tutunmaya çalışan insanlar gibi, beyaz duvara ufacık bir çiviyle tutunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duvar bir gün "yeter" dedi.&lt;br /&gt;Çivinin prangasını çözdü.&lt;br /&gt;Ayna yere düştü.&lt;br /&gt;Kırıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ayna bir köşede özellikle geceleri, son ışık da terk edip gittiğinde, sessiz sessiz ağlıyor. Her şeye rağmen kendi doğrularıyla var olmanın mutluluk gözyaşları bir yandan; eğilenlerin, bükülenlerin açması haline yönelik hüzün bulutları diğer yandan. Sahi sizin de aynanız var mı? Aynanız ağlıyor mu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: Kenan Yaşar&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7733491742332795959-8070498642418248324?l=nurantekin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurantekin.blogspot.com/feeds/8070498642418248324/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7733491742332795959&amp;postID=8070498642418248324' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7733491742332795959/posts/default/8070498642418248324'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7733491742332795959/posts/default/8070498642418248324'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurantekin.blogspot.com/2007/11/aynaniz-aliyor-mu.html' title='AYNANIZ AĞLIYOR MU?'/><author><name>NURANCA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01228773690961220035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_eoZXGUO5LpU/RzA0S7tjtFI/AAAAAAAAAAw/_3NY3qFUn8U/s72-c/images5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7733491742332795959.post-5730826862800949548</id><published>2007-11-06T01:26:00.000-08:00</published><updated>2007-11-06T01:27:20.754-08:00</updated><title type='text'>MELANKOLİ</title><content type='html'>MELANKOLİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey sokaklarında yıllarca avare dolaştığım &lt;br /&gt;İçinde ilk aşkımı yaşadığım küçük şehir &lt;br /&gt;Umutsuz akamlarımda sesini duyduğum lir &lt;br /&gt;Sihrinde ilk acıyı tattığım &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey sarhoş akşamlarımın biricik tesellisi &lt;br /&gt;İlk şiirlerimdeki biricik dert ortağım fener &lt;br /&gt;Soğuk kış geceleri ısındığım kalorifer &lt;br /&gt;Gitgide uzaklaşan tren sesi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ey en masum arzularımı gizleyen oda &lt;br /&gt;Yıldızlarla dost eden küçük pencere &lt;br /&gt;Her akşam gönlümün dilediği yere &lt;br /&gt;Götüren sihirli araba &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey en içli en yanık türkülerimi duymayan &lt;br /&gt;rüzgarı saçlarımı dağıtan sokak &lt;br /&gt;Ve ey saçı ak gönlü ak &lt;br /&gt;Anneciğim pencerede ağlayan &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah biliorum güç gelecek sizlere &lt;br /&gt;Ama artık gitmek geliyor içimden &lt;br /&gt;Bir sabah masmavi bir bulutun peşinden &lt;br /&gt;Dönüşü olmayan yerlere.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7733491742332795959-5730826862800949548?l=nurantekin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurantekin.blogspot.com/feeds/5730826862800949548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7733491742332795959&amp;postID=5730826862800949548' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7733491742332795959/posts/default/5730826862800949548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7733491742332795959/posts/default/5730826862800949548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurantekin.blogspot.com/2007/11/melankoli.html' title='MELANKOLİ'/><author><name>NURANCA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01228773690961220035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7733491742332795959.post-8933219754546681754</id><published>2007-11-06T01:04:00.001-08:00</published><updated>2007-11-06T01:07:32.471-08:00</updated><title type='text'>SEVEN ADAMLA PAPATYA</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_eoZXGUO5LpU/RzAuzLtjtDI/AAAAAAAAAAg/0IYNv1WRK4o/s1600-h/images3.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_eoZXGUO5LpU/RzAuzLtjtDI/AAAAAAAAAAg/0IYNv1WRK4o/s320/images3.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5129651432427074610" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;SEVEN ADAMLA PAPATYA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgisiz insan, bir gün şans eseri bir çiçek &lt;br /&gt;bahçesinde bulmuş kendini, bahçedeki&lt;br /&gt;çiçekleri hiç düşünmeden ilerlemiş bir süre. &lt;br /&gt;Bir düzlüğün ortasında mola vermiş bir ara. &lt;br /&gt;Etrafına bakmış bir süre, hiç bir çiçek &lt;br /&gt;bir şey ifade etmemiş ona. Sonradan yıkılan &lt;br /&gt;bir ağaç görmüş ve onun yanında bir papatya. &lt;br /&gt;Papatya kendinden emin, o köşede yıkılan &lt;br /&gt;ağacın yanında çıkan rüzgara göğüs geriyormuş.&lt;br /&gt;Papatya o kadar güzelmiş ki...Sevgisiz insan &lt;br /&gt;sevgiyi tanımış. Buna şaşırmış. Alışamamış, &lt;br /&gt;ne yapması gerektiğini bilememiş. Pek tabii&lt;br /&gt;bildiğini sanmış... Papatyayı sevmiş, okşamış,&lt;br /&gt;rüzgar ona zarar vermesin diye araya girmiş &lt;br /&gt;oturmuş... Papatya bir süre tekrar dikleşmiş. &lt;br /&gt;Papatyanın zarar görmesinden öylesine&lt;br /&gt;korkuyormuş ki, böylesi bir güzelliğin sonsuza &lt;br /&gt;dek sürmesini, o kadar çok istiyormuş ki... &lt;br /&gt;Papatyanın, ellerine dokunduğu her an, onu&lt;br /&gt;hissettiği her an kendini dünyanın en mutlu &lt;br /&gt;insanı hissediyormuş... Sevgiyi öğrenen adam, &lt;br /&gt;gerek papatyayı korumak için gerekse ona olan &lt;br /&gt;doyumsuzluğundan dolayı papatyayı koparmayı &lt;br /&gt;ve yanına almayı istemiş. Onu bu bahçeden &lt;br /&gt;koparmak ona çok doğru gelmiş çünkü, onu &lt;br /&gt;yanında hep koruyabilecek, sevebilecekmiş. &lt;br /&gt;Papatyayı hiç düşünmeden çekmiş,&lt;br /&gt;koparmaya çalışmış, papatya buna direnmiş,&lt;br /&gt;direnmiş. Seven adam anlayamamış &lt;br /&gt;bu direnci, daha da güçle yüklenmiş papatyaya. &lt;br /&gt;Aklı o zaman neredeymiş, kim bilir... &lt;br /&gt;Papatya gün geçtikçe solmuş, solmuş...&lt;br /&gt;Adamın gölgesi onu öyle bir kapıyormuş ki, &lt;br /&gt;soluk almasını engelliyormuş. İşin garibi&lt;br /&gt;adam bunu görsede anlayamıyormuş, &lt;br /&gt;papatya soldukça üzerine daha çok titriyor,&lt;br /&gt;iyice kapıyormuş güneşini. Sevmeyi yanlış &lt;br /&gt;öğrenen adam, en sonunda dayanamamış &lt;br /&gt;ve papatyayı tüm gücüyle kendine çekmiş. &lt;br /&gt;Tüm dünyaya ne mutlu.. Ve o salak adama &lt;br /&gt;ne mutlu ki, papatya herşeye rağmen&lt;br /&gt;direnebilmiş gücü kalmasa da. Ama bu&lt;br /&gt;direniş o kadar büyük bir güç gerektirmiş ki, &lt;br /&gt;o herşeyden çok sevdiği papatya boynu bükük &lt;br /&gt;kalmış... Seven adam işte o noktada her şeyi&lt;br /&gt;görmüş ve anlamış, yaptığının acısı ona &lt;br /&gt;öyle bir koymuş ki, sendeleyip yere düşmüş. &lt;br /&gt;Hayatında tanımadığı acıyı çekmiş adam. &lt;br /&gt;Hayatta kendini ilk defa haksız, ilk defa &lt;br /&gt;bencil, ilk defa küçük hissetmiş. Ağlamak&lt;br /&gt;para etmezmiş, üzülmekte. Güneş de &lt;br /&gt;hemen fayda etmezmiş papatyaya. &lt;br /&gt;Sevmiş adam, bir çiçeğe nasıl davranması &lt;br /&gt;gerektiğini görmüş gözündeki perdeler &lt;br /&gt;kalkınca... Ağlayarak çiçeğin yanında durmuş,&lt;br /&gt;rüzgara karşı kendini siper etmiş yine ama &lt;br /&gt;çiçeği ne koparmaya çalışmış bir daha, ne de &lt;br /&gt;üzerinde gölge etmeye... Papatya, tekrar mutlu &lt;br /&gt;bir şekilde bütün asilliğiyle ve gücüyle dimdik &lt;br /&gt;ayakta durana kadar bekleyecekmiş öylece, &lt;br /&gt;yakınında olacakmış çünkü, çiçeğin ona ihtiyacı &lt;br /&gt;olacağı bir zaman olursa o da o anda çiçeğinin,&lt;br /&gt;papatyasının yanında olacakmış. Seven adam, &lt;br /&gt;papatya onu bir daha hiç sevmese bile, onu&lt;br /&gt;sonsuza dek sevecekmiş, çiçek isterse uzakta,&lt;br /&gt;çiçek isterse yakında... Çünkü seven adam için&lt;br /&gt;değerli olan tek şey varmış, o da çayırda &lt;br /&gt;tek başına ayakta durmaya çalışan eşi benzeri&lt;br /&gt;olmayan güzellikteki o tek papatya.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7733491742332795959-8933219754546681754?l=nurantekin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurantekin.blogspot.com/feeds/8933219754546681754/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7733491742332795959&amp;postID=8933219754546681754' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7733491742332795959/posts/default/8933219754546681754'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7733491742332795959/posts/default/8933219754546681754'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurantekin.blogspot.com/2007/11/seven-adamla-papatya.html' title='SEVEN ADAMLA PAPATYA'/><author><name>NURANCA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01228773690961220035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_eoZXGUO5LpU/RzAuzLtjtDI/AAAAAAAAAAg/0IYNv1WRK4o/s72-c/images3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7733491742332795959.post-2626093154751006903</id><published>2007-11-06T01:03:00.001-08:00</published><updated>2007-11-06T01:03:32.323-08:00</updated><title type='text'>KÜÇÜK İSTAVRİTİN ÖYKÜSÜ</title><content type='html'>KÜÇÜK İSTAVRİTİN ÖYKÜSÜ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp &lt;br /&gt;hızla atıldı çapariye &lt;br /&gt;önce müthiş bir acı duydu dudağında &lt;br /&gt;gümbür gümbür oldu yüreği &lt;br /&gt;sonra hızla çekildi yukarıya... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında hep merak etmişti &lt;br /&gt;denizlerin üstünü &lt;br /&gt;neye benzerdi acep gökyüzü.&lt;br /&gt;Bir yanda büyük bir merak &lt;br /&gt;bir yanda ölüm korkusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dudağı yarıklar " denir, &lt;br /&gt;şanslıdır onlar, hani &lt;br /&gt;görüp de gökyüzünü , insanı &lt;br /&gt;oltadan son anda kurtulanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne çare balıkçının parmakları &lt;br /&gt;hoyratça kavradı onu &lt;br /&gt;küçük istavrit anladı yolun sonu. &lt;br /&gt;Koca denizlere sığmazdı yüreği. &lt;br /&gt;Oysa, şimdi yüzerken &lt;br /&gt;küçücük yeşil leğende, &lt;br /&gt;ansız uzanıvermiş dostlarına &lt;br /&gt;değiyordu minik yüzgeci.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar gelip geçtiler önünden &lt;br /&gt;bir kedi yalanarak baktı gözünün içine &lt;br /&gt;yavaşça karardı dünya, &lt;br /&gt;başı da dönüyordu. &lt;br /&gt;Son bir kez düşündü derin maviyi, &lt;br /&gt;beyaz mercanı bir de yeşil yosunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte tam o anda eğilip aldım onu. &lt;br /&gt;Yürüdüm deniz kenarına &lt;br /&gt;bir öpücük kondurdum başına,&lt;br /&gt;iki damla gözyaşından ibaret sade&lt;br /&gt;bir törenle, saldım denizin sularına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir an öylece baka-kaldı&lt;br /&gt;Sonra sevinçle dibe daldı. &lt;br /&gt;Gitti tüm kederimi söküp atarak, &lt;br /&gt;teşekkürü de ihmal etmemişti. &lt;br /&gt;Bir kaç değerli pulunu &lt;br /&gt;Elime, avuçlarıma bırakarak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme. &lt;br /&gt;Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu niye? &lt;br /&gt;" Bir gün dedim, bulursam kendimi &lt;br /&gt;yeşil leğendeki &lt;br /&gt;küçük istavrit kadar çaresiz, &lt;br /&gt;Son ana kadar &lt;br /&gt;hep bir umudum olsun diye... "&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7733491742332795959-2626093154751006903?l=nurantekin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurantekin.blogspot.com/feeds/2626093154751006903/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7733491742332795959&amp;postID=2626093154751006903' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7733491742332795959/posts/default/2626093154751006903'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7733491742332795959/posts/default/2626093154751006903'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurantekin.blogspot.com/2007/11/kk-istavritin-yks.html' title='KÜÇÜK İSTAVRİTİN ÖYKÜSÜ'/><author><name>NURANCA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01228773690961220035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7733491742332795959.post-1971839290664224628</id><published>2007-11-06T00:57:00.000-08:00</published><updated>2007-11-06T01:08:48.246-08:00</updated><title type='text'>KELEBEĞİN HİKAYESİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_eoZXGUO5LpU/RzAvG7tjtEI/AAAAAAAAAAo/dc5t3KF_Paw/s1600-h/images4.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_eoZXGUO5LpU/RzAvG7tjtEI/AAAAAAAAAAo/dc5t3KF_Paw/s320/images4.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5129651771729491010" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kelebeğin Hikayesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün, kırlarda gezintiye çıkan bir adam, kenara oturduğu otlardan birinin dalında , küçük bir kozanın varlığını fark etti. Koza ha açıldı ha açılacak gibiydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam , bunun bir kelebek kozası olduğunu tahmin ediyordu. Böyle bir fırsat bir daha ele geçmez diye düşündü; ve bir kelebeğin dünya yüzü gördüğü ilk dakikalara şahit olmak istedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dakikalar dakikaları kovaladı , saatler geçmeye başladı , ama henüz kelebeğin küçük bedeni o delikten çıkmadı. Sanki , kelebeğin dışarı çıkmak için çaba harcamaktan vazgeçmiş olabileceğini düşündü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki kelebek elinden gelen her şeyi yapmış da , artık yapabileceği bir şey kalmamış gibi geldi ona. Bu yüzden , kelebeğe yardımcı olmaya karar verdi: cebindeki küçük çakıyı çıkarıp kozadaki deliği bir cerrah titizliğiyle büyütmeye başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece , bir-iki dakika içinde kelebek kolayca dışarı çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük , kanatları buruş buruştu. Adam kelebeği izlemeye devam etti; çünkü kanatlarının her an açılıp genişleyeceğini ve narin bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bunlardan hiçbiri olmadı. Kelebek , hayatinin geri kalanını , kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de , asla uçamadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamın bütün iyi niyetine ve yardımseverliğine rağmen anlayamadığı şey , kozanın kisitlayiciliginin ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten dışarı çıkmak için gereken çabanın , Allah’ın kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun kanatlarına göndermek ve bu sayede kozanın kisitlayiciligindan kurtulduğu anda onun uçmasını sağlamak için seçtiği bir yol olduğuydu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gerçeği öğrendiğinde , hayat boyu unutamayacağı bir şey de öğrenmişti: Bazen , hayatta tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey , çabalardır. Eğer Allah , hayatta herhangi bir çaba olmadan ilerlememize izin verseydi , o zaman , bir anlamda sakat kalırdık . Olabileceğimiz kadar güçlenemezdik o zaman . Ve asla uçamazdık..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7733491742332795959-1971839290664224628?l=nurantekin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurantekin.blogspot.com/feeds/1971839290664224628/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7733491742332795959&amp;postID=1971839290664224628' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7733491742332795959/posts/default/1971839290664224628'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7733491742332795959/posts/default/1971839290664224628'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurantekin.blogspot.com/2007/11/kelebein-hikayesi.html' title='KELEBEĞİN HİKAYESİ'/><author><name>NURANCA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01228773690961220035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_eoZXGUO5LpU/RzAvG7tjtEI/AAAAAAAAAAo/dc5t3KF_Paw/s72-c/images4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
